Can Mıhcı


DSC_0002Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Jean Paul Sartre'ın bir lafı var: “Entelektüel, kendini ilgilendirmeyen şeylerle uğraşıp kafa yoran kişidir”. İşte o kişi ben oluyorum. Karnım tok, sırtım pek falan sanmayın ama.

Üniversitedeki öğrencilik yıllarınızda neler yaptınız?

Lisans öğrenciliğim boyunca aylak aylak dolandım diyebilirim. Öncelikle, elektrik-elektronik mühendisliği okuyordum ama bu bölümü sanırım 4-5 sene boyunca sündürüp en sonunda bıraktım. Sınıflar 100 kişiydi, konular karmakarışıktı, uygulamalı dersler yoktu, bende de dikkat eksikliği bozukluğu vardı falan. Sonlara doğru derslere de gitmez oldum zaten ve şunu anladım ki okulu bitirsem dahi elektrik mühendisi olarak çalışmak istemiyorum. Yarı-iletken devre elemanları ile ilgili her şeyden nefret etmeyi başardıktan sonra nihayet tekrar sınava girip BÖTE‘ye geçtim, Allah'tan orayı 3 senede bitirdim.

Bu süreçler boyunca İngilizce-Türkçe dil çiftinde İstanbul'da çeşitli bürolara bağlı olarak serbest tercümanlık yapıyor, geçimimi buradan sağlıyordum. Toplamda 6-7 sene boyunca tercüman olarak çalıştım diyebilirim. Sivil havacılık yönergelerinden bankacılık kredi mevzuatlarına, inşaat ihalelerinden elektrikli testere kullanım kılavuzlarına, reklam broşürlerinden tıp makalelerine, mahkeme tutanaklarından şiirlere ve dahi aşk mektuplarına milyonlarca kelimelik çeviri yaptım. Ama ne yalan söyleyeyim, yaz-boz tahtası olarak kullandığım beynim o dönemlerde çöplüğe döndü ve bir boş zaman aktivitesi olarak “kitap okuma” alışkanlığımı bu yıllarda bıraktım. Neyse, kazandığım paralarla da birkaç ülke gezdim, öyle avunuyorum.

Keşke yapsaydım dedikleriniz var mı?

Keşke ilk üniversite tercihimi daha bilinçli yapsaymışım ve keşke sevdiğim şeyleri kendi kendime öğrenmeye daha erken başlasaymışım. Bu günlerde, o yıllara kıyasla İnternet'in daha da yaygınlaşmış olması sayesinde, vaktimin büyük çoğunluğu bir şeyler okuyarak geçiyor. Her gün yazılımla ilgili yeni bir konu öğreniyorum bu günlerde; onun yanı sıra da eğitim, tarih, felsefe, ekonomi, psikoloji gibi alanlarda da sürekli okumalar yapıyorum. “Google refleksi” oluştu yani, bir şeyi merak edersem hemen Web sitelerini ya da Akademik veri tabanlarını taramaya başlıyorum. Ve işin doğrusunu söylemek gerekirse, merakım hiç dinmiyor.

Akademik çalışmalara yönelmeyi o yıllarda mı karar verdiniz?

Akademik çalışmalara yönelmeye hiçbir zaman karar vermedim. Psikoloji'de kontrol odağı (locus of control) diye bir kavram var. Ben kontrol odağı dışarıda yer alan, kaderci bir insanım diyebilirim. Bir insanın “ben akademik çalışma yapmak istiyorum” diyerek akademisyenliğe yönelmesi durumu ile alaka kurmakta zorlanıyorum.

Bize akademisyen olma sürecinizden kısaca bahseder misiniz?

Dediğim gibi, akademik çalışmanın o yıllarda gençler çoğunluğu tarafından doğru anlaşılabildiğini düşünmüyorum. Ben şahsen kendim de akademik çalışma nedir, akademisyen ne yapar, pek fikri olmayan birisiydim. Okulun son sınıfında Adana'da bir Perşembe akşamı arkadaşlarla kebap yerken “Ya, Yarın ÖYP başvurularının son günüymüş” haberini almamla, İnternet'ten yapılan bir başvuruyla, adeta tesadüf eseri girdim ben bu yola. Güney Kore hükümeti lisansüstü eğitim bursuna başvurmak için edindiğim bir dil puanım ve kardeşimin zoruyla sabahın köründe kaldırılarak, ne işe yaradığını bile tam bilmeden girdiğim bir ALES puanım vardı. İnanmayacaksınız ama KPSS ve ALES arasındaki farkı tam olarak bilmiyordum. Öylesi bir cehaletti yani benimkisi.

Neden akademisyen olmayı tercih ettiniz? Sizin için akademisyen olmanın zorlukları ve avantajları nelerdir?

Çünkü işsiz kalmak istemiyordum. Devlette öğretmen olarak çalışmak istemediğimden neredeyse emindim. Bunun sebebi, Türkiye'de devlete ait eğitim kurumlarında öğretmenliğin, üzülerek söylüyorum, çok sıkıcı bir mesleğe dönüştürülmüş olması. Diğer yandan özel okullar meselesine hiç girmeyim, zira eğitimin -bilhassa temel seviyede eğitimin- kar elde edilebilen bir piyasa olması fikrine ziyadesiyle karşıyım. Gerek kapitalist düzenle ilgili o yıllarda henüz adını koymamış olduğum birtakım sıkıntılarım olduğundan, gerekse tembelin teki olduğum ve kendimi iyi çalışma şartları elde edebileceğim bir pozisyonda çalışmamı sağlayabilecek becerilerle donatmamış bulunduğumdan, özel sektör de bir seçenek değildi. Geriye akademisyenlik kalıyordu. Yalnız, yola bu şekilde çıkmış olmam aslında ironik. Çünkü bu “son seçeneğin” belki de benim için en iyi seçeneklerden biri olduğunu ancak şimdi anlıyorum.

Akademik kariyer yapmak için şartlar var mıdır? Nelerdir?

Bir kere şu “kariyer” kelimesini bir kenara koyalım mı? Çünkü anlamışsınızdır, ben biraz “Kral çıplak” demeyi seven birisiyim. Ve kariyer sözcüğünü gözünü para ve prestij bürümüş, Alain de Botton'ın eleştirdiği yanlış anlaşılmış bir “başarı” anlayışıyla fazlasıyla ilişkili görüyorum günlük kullanımda. Akademi, bazı alanlarda uzmanlaşmak adına sürekli kafa patlatacağınız bir yer. Başkalarının fikirlerini ve çıkarımlarını anlamaya çalışıp, bunlardan oluşan bir birikim yığınında kendi sesinizi duyurmaya çalışıyorsunuz. Bir araştırmacının gıdasını, sabah yataktan kalkıp bilgisayarında Facebook yerine kütüphane veritabanlarına gitmesini, metin düzenleyiciyi açıp bir şeyler karalamasını sağlayan iradenin özünü, çevresinde algıladığı dünyaya karşı duyduğu merak yahut fark ettiği sıkıntılara yönelik samimi bir endişe/öfke oluşturur bence.

“Kariyer” nosyonu ise neoliberal düzenin insanın önüne koyduğu oltaya bağlı bir havuç niteliğinde: Bir insan “neden/nasıl bir kariyer istiyorum” sorusuna vereceği cevapların kaç tanesinin içerisinde merak, endişe yahut öfke imalarına rastlayabilirsiniz? Kariyer, geceleri yastığa başınızı koyduğunuzda kendinizle ilgili iyi hissedebilmeniz için sahip olmanız gerektiğini düşündüğünüz bir şey. “Kravatım düzgün görünürse beni severler.”, “Sürekli meşgul olmalıyım, değilsem bile öyle görünmeliyim çünkü diğer türlüsünü kimse sevmez.”, “CV'm kabarık olursa beni tercih ederler”, “Cüzdanım ya da haftalık takvimim kabarık olursa kendimi daha başarılı hissederim”.  Dolayısıyla burada bugün yaptığım şeyi çok şekillerde tanımlayabilirim ama liste maddelerinden oluşan CV isimli bir kâğıt parçasından çok daha fazlası olduğumu düşünüyorum. Ben burada kariyer yapmıyorum, sürekli bir öğrenme halindeyim. Kendime çalışıyorum ve şu an için başkalarına faydalıymış gibi rol kesmek istemiyorum. Üstelim halimden de gayet memnunum, ama umarım bir gün başkalarına da gerçekten faydam dokunur. Gerçekten kelimesinin altını çizmek istiyorum çünkü hakikat benim için gerçekten önemli bir kavram.

Akademik gelişmenin içerisindeki sürekli ihtiyaç duyulan “merak” hissi, oportünizmden ziyade belli bir naiflik ve dünya nimetlerinden elini eteğini çekmişlik gerektiriyor bana kalırsa. Bu da kafamdaki kariyer kavramıyla çelişiyor. Yalnız dikkat edin, burada bir fedakârlıktan bahsetmiyorum. “Bakın ben insanlık aydınlansın diye dünyadan elimi eteğimi çekip tefekküre verdim kendimi” demiyorum. Zaten böyleydim, isabet oldu benim için. Ama şuna çok dikkat edin, milyoner olmuş, emrinde yüzlerce insan çalıştıran bir akademisyene genelde pek rastlanmıyor.

DSC_0023

Öğrencilerinize okulda kalıp akademik kariyerlerinin devam etmelerini ve akademisyen olarak mesleklerini yapmalarını önerir misiniz?

Kendileri bilirler. Bu laflarımdan ötürü motivasyonlarını kaybetmesinler. Bakın ben işsiz kalmamak için bu yola girdim. Dediğim gibi, çoğu lisans öğrencisinin akademik çalışma kavramına yönelik iyi bir anlayış geliştirebildiğini sanmıyorum. Ama bu işe sıradan bir sebeple girmek, sonrasında tatmin olmayacağınız anlamına gelmiyor.

Akademisyen olmak isteyenler öğrencilik döneminde ne gibi hazırlıklar yapabilir?

Kendim hiçbir hazırlık yapmadığım için, aslında bilmiyorum. Fakat bol bol sorgulayan, hararetle tartışan, bazı meselelere cevap arayan karakterdeyseniz cepte bir ALES puanı bulundurmanızda fayda var. Heh bir de, hem Türkçeniz hem İngilizceniz aşırı derecede iyi olmak zorunda. “O halledilir ya” demeyin. “Olmasa da olur ya” demeyin, “Az bir şey biliyorum, idare ederim” demeyin. Özel sektör için düzenlediğiniz CV'deki “proficiency” kısmında lafı bir kez geçen, sonrasında bir daha ihtiyaç duymayacağınız o İngilizce beceriniz bir akademisyen için her gün kullanılması gereken hayati öneme sahip bir şey aslında. İşte bu, hiçbir şeyle örtemeyeceğiniz bir hakikat. Şöyle söyleyeyim, bir gün içerisinde Türkçe'den çok İngilizce metin okuyorum ben. Onlarca sayfa, yazdığı konuda uzman kabul edilen ve dile anadil seviyesinde hakimiyet sağlamış insanlar tarafından düzenlenmiş metinler bunlar. Yazarın, en ufak kelimeyi bile dikkatle seçtiği bir metne “Ana fikrini anlasam yeter” tarzı kaba bir üslupla yaklaşmanın hoş olduğunu düşünmüyorum.

Bölümdeyken mezuniyetten sonrasına yönelik kaygılarınız ve çalışmalarınız var mıydı?

Az önce açıkladım bunu, evet. Kaygım vardı ama çalışmam pek yoktu. Niyetim belli bir şekilde kendimi geliştirmek için yaptığım tüm çalışmalara lisansüstü eğitimim sürecinde başladım. Mesela öncesinde de çok kitap okuyordum, öncesinde de programlama biliyordum, öncesinde de yabancı dilim vardı. Ama bunlar belli bir amaca yönelik değillerdi.

Bir BÖTE mezunu olarak şuan BÖTE okuyan arkadaşlarımıza bir öneriniz var mı?

Neden “BÖTE”ye bu kadar büyük vurgu yapıyorsunuz anlamıyorum ama şunu diyebilirim: Okuduğunuz bölümün ne olduğu sizi çok bağlamasın. Genel anlamda neyi seviyorsanız onunla ilgilenin derim. Sevmiyorsanız da burada okumak zorunda değilsiniz, bakın ben sevmediğim için elektrik mühendisliğini bıraktım. Hele ki BÖTE, çok karmaşık bir alan. Bilgisayar Öğretmenliği ve Eğitim Teknolojileri alanlarının birbirlerinden farklı olduklarını düşünüyorum. Müfredatımız aynı anda çok fazla konuyla ilgilenmeye çalışıyor. Dolayısıyla, sizin tabirinizle bir “BÖTELİ” bir diğer “BÖTELİ”den çok farklı ilgi alanlarına sahip olabiliyor. İster BÖTELİ olsun ister olmasın, bu yazıyı okuyan ve benden bir tavsiyeye ihtiyacı olduğunu düşünen herkese söyleyeceğim şey şu olabilir: Hakkında kendi orijinal fikirlerinizin ve samimi bir merakınızın bulunduğu, birileri hakkında konuştuğunda kulak kabarttığınız ve hakkında ilgiyle, saatlerce konuşabildiğiniz en azından üç-beş konu olsun.  Bu insan olarak üzerimize düşen vazife.

Böteli olmanın size ne gibi avantajları oldu?

Çok sevdiğim bir alan olan yazılım geliştirme ile daha ciddi biçimde ilgilenmek için bana bir bahane sağladı BÖTE. Yine, hakkında çok kafa yorduğum eğitim felsefesi ve eğitim politikaları gibi konularla tanışmamı sağlayan da yine burası oldu. Bütün bunlar benim, hayat yolculuğumda hakkında okuyup yazmış olduğum için pişman olmayacağımı düşündüğüm ilgi alanları.

Mezun olduktan sonra iş hayatına nasıl başladınız?

ÖYP'nin sonucu açıklandı. Eve bir zarf geldi. Belli bir tarihe kadar göreve hazır bulunmam gerekiyormuş. Ben de eşyalarımı toparlayıp gittim. Edirne'de 6 ay kadar öğretmen evinde kaldım. İstanbul-Edirne arasında gidip gelmek zorunda bırakıldım. Hoş tecrübeler değildi. Tekrar yaşamak istemem.

Öyp ile normal araştırma görevlileri arasındaki avantajlar ve dezavantajlar nelerdir?

ALES'in yahut lisans boyunca elde edilen o küsuratlı not ortalamasının lisansüstü çalışmalarda akademik performansı yordayıcı bir özelliği bulunmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla, kendim ÖYP'li olmama rağmen, ÖYP ile araştırma görevlisi alınması fikrine hiç sıcak bakmıyorum. Diğer yandan, ÖYP'nin olmadığı cari usül alımlarda da ne yazık ki torpil gibi durumlardan ötürü aday değerlendirmede yine bazı sorunlar söz konusu olabiliyor.

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

Başarılı bir akademisyen miyim bilmiyorum, ama bol bol okuyup yazan, kendine kadar üretken ve mutlu bir insanım diyebilirim. Bu noktaya kadar okumuş olanlar için de bilimkurgu yazarı Robert Heinlein'ın şöyle tercüme edebileceğim sözleriyle bitireyim:

"Bir insan gerektiğinde bebek bezi de değiştirebilmeli, topyekûn bir istila planı da hazırlayabilmeli. Kasap kadar iyi hayvan doğrayıp, denizde dümeni idare edebilmeli. Mimari tasarım yapabilmeli, şiir yazabilmeli. Muhasebe defteri tutabilmeli, duvar örebilmeli. Çıkmış bir kemiği yerine oturtabilmeli, ölen birini son anlarında teselli edebilmeli. Emir alabilmeli, emir verebilmeli. İşbirliği yapabilmeli, tek başına hareket edebilmeli. Denklem çözebilmeli, problem tespit edebilmeli. Gübre küreyebilmeli, bilgisayar programlayabilmeli, lezzetli bir yemek pişirebilmeli, etkin bir biçimde dövüşebilmeli, yiğitçe ölebilmelidir.
"Çünkü uzmanlaşma yalnız böceklere özgüdür."

Can Mıhcı” üzerine 4 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir